21 yaşındayım ve ölmeyi istiyorum. ama ne yazık ki bunu kendim başaramayacak kadar da korkak biriyim. bu yüzden kendimi alkole ve sigaraya verdim. madem kendimi öldürebilecek kadar götüm yoktu bari dış etmenler ile bu süreci hızlandırayım.
önceleri tek bira içiyordum uyumak için. kendimi avutuyor idim. sadece tek bira ya ne olacak diyordum. o zamanla iki oldu üç oldu dört oldu, oldu da oldu. artık alkol hayatımın en önemli parçası haline geldi. bütün düzenimi bir şekilde içmeye göre ayarlıyorum. içmez ise gözüme uyku girmiyor. kafam gereğinden fazla çalışıyor. sineğin yağından bile kendimi dert bulur hale gelmiş durumdayım. hiç bir şey kafama takılmadı mı, çözümü basit ayık iken, eve hırsız girme ihtimali. ev sahibimin çilingir olduğu gerçeği olmasına rağmen sürekli tedirgin uyuyordum içmeden. biliyorum bir bok olacağı yok sikik bir öğrenci apartmanın zemin katındaki 1+0 evde kalıyorum. ev pislik içinde ve çalınacak değerli hiç bir şey yok. ama olsun yinede kafamın çalışması lazım. çalışmalı ki kendimi mutlu hissedeyim. kendimi düşünmeyen insandan farklı göreyim.
neden böyleyim bilmiyorum. neden diğer düşünmeyen insanlardan farklı olmak için kendimi zorladığımı bilmiyorum. neden bende sistemin işleyen bir parçası olamadığımı, neden düşünmeyen sorgulamayan bir birey olmadım bilmiyorum. dünyanın içinde bulunduğu durumları ve ülkemin geleceğini neden düşündüğümü bilmiyorum. aslında biliyor da olabilirim. sonuçta ben bir insanım ve bu ülkede yaşamak zorundayım. ne kadar istesem de başka yerlere kaçma şansım yok. içinde bulunduğum yere elimden geldikçe katkıda bulunmak istiyorum. çünkü burası benim geleceğim olacak yer ve bu yere mecbur katkıda bulunmalıyım ki burası daha da iyiye gitsin. daha da iyiye gitsin ki ben mutlu yaşayayım. ama buna izin verilmiyor. daha iyiye gitmesi için ne kadar uğraşır isem aksine şeyler oluyor. hayatlar yok oluyor ve bunları kimse önemsemiyor. bu içinde bulunduğum toprak parçasında hayat gereğinden fazla değersiz.
bende bu değersizlikten sıkıldım. yarın öbür gün başıma bir şey geldiğinde yeterli torpilim yok diye herkes bana sırtını dönebilir. zaten hayatım boyunca asla yanımda destek olan yoktu. her insanın her daim yalnızlığa mahkum olduğunu birinci elden tecrübe etmiş biriyim. bu dünyada sadece sen varsın, yanında olacak kimse yoktur. ne kadar senin yanında olacağını söyleyenler olacak olsa da günün sonunda onların kendi mühim dertleri vardır, seninle ilgilenmezler.
neden ilgilensinler ki aslında, sonuçta onların kendi ufak dünyaları vardır. o dünyalarında kendilerine kurdukları yalanlar ile yaşarlar. yaşasınlar yaşamasına buna benim laf etme hakkım yok aslında bakınca fakat bence var. kendisini iyilik ve doğruluk için parçalayan insanları gördükçe laf etmek istiyorum.
bu hayat asla kendi inandığınız küçük dünya ile sınırlı değildir. yaşadığımız toprak parçasında yaşanan bütün rezilliklerden kaçmaya çalışsanız dahi bir şekilde önünüze çıkacaktır. ne kadar sen bundan kaçmayı istesen bile gerçekler yüzüne tak tuk tak vurulacaktır. işte o zaman gelmeden bunlara hazırlıklı olur isen yaşadığın toprak parçasının nasıl bir çukur olduğunun farkına varırsın. farkı varırsın ki sana garip gelmez. sana garip gelmez ki bunları sindirip çözüm yolu bakarsın.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
günün sonunda herkes bir şekilde kendini mutlu edecek şeyler buluyor. ama ben bulamıyorum, asla da bulamadım. bulmak için çaba harcasam bile olmadı. mutlu olduğumu sandığım her an bir şekilde bana hüzün olarak döndü. çokça kendimi nasıl öldürürüm diye düşünüp denedim. ama neticesinde hayatta kalma refleksi ile şu halime geldim. belki tamam şu anda içinde bulunduğum hayat bu düşünceleri geri plana itiyordur. ama ne kadar itse de bir şekilde bu düşünceler beynimde sabit duruyor. belki dışarıdan bakıldığında hayatı seven biri bile olarak gözüküyorumdur. bilmiyorum. bilmekte istemiyorum bu saatten sonra. çünkü şu an tek hayalim ölmek. ölmek ve bu lanet yerden ve lanet yaşamdan kurtulmak. ama ne yazık ki bunu asla kendim yapabilecek kadar cesur değilim. yani intihar edecek götüm hiç bir zaman olmadı olmayacak gibi. ama inandığım tek şey var, en kısa zamanda ölmem lazım. tercihen sağlam bir kanser falan olursun ki en azla 6 ay falan yaşayıp gideyim bu dünyadan. ağır geliyor her şey bana.
şimdi kendime ufak bir iki kesik atacağım, bileğimi kesme provalarına yenilerini ekleyeyim ki belki bir gün intihar edebilecek kadar cesur olduğumda bana yol göstersinler.
17 Mart 2019 Pazar
24 Kasım 2018 Cumartesi
mindfuck
44879540413216458
nedir bu numara bilmem ki bende sana sordum ya zaten ama sende bilmiyorsun nasıl ikinci kişiliksin sen anlamadım benim bilemediğim şeyleri bilmeyen ikinci kişilik mi olur. ne diye kafamda konuşuyorsun ki ne yani sebep olma daha iyi kovuyorum seni ama gitmiyorsun söyle bana neden gitmiyorsun da beni seni çekmek zorunda bırakıyorsun. cevap niye yok . vereceğin cevabı sikeyim bilmiyorum ne neden varsın sen hiç bir siki bilmiyorsun susma konuş. her daim konuşurken neden bir anda sustun ha? neden senin varlığını sorguladığım anda pısıp kaçtın kendi kabuğuna? susma konuş benimle konuşsana ulan benimle.
yalnızım anlamıyor musun birine ihtiyacım var kendimi en az benim kadar tanıyacak ve kelimelere dökmekte daha başarılı olacak. seni o yüzden ürettim sanıyordum ama şu an birinin sesini duymam gerektiği anda susuyor isen seni yeterince iyi yapamamışım demek ki.
12 Ekim 2018 Cuma
bomboş
kolumdan kanlar damlıyordu. kendimi yeterince kestiğimi düşünüyordum o an. ölüm denilen olgunun bana gereğinden fazla yakın olduğunu hissettiğim nadir anlardan birinde idim. damla damla dahi olsa koluma attığım kesiklerden biri başarılı olmuş gibi seviniyordum. öleceğim sonunda diyordum. öleceğim ve bu dünyadan kurtuluşumu başarmış olacaktım.
gözlerim kapanmaya başlamıştı o an. kanın sıcaklığı param olmadığı için yakamadığım kombili evi hamama çevirmiş ve soğuyan bedenimi ısıtıyordu. kanımın sıcaklığı benim canlı olduğumu düşündürüyordu.
elimde bir falçata vardı. kafam iyiydi. kendime ufak bir kesik atayım içim rahatlar derken adını bilmediğim bir damarı kestim. bir anda kan fışkırdı yüzüme. ama ona da rağmen devam ettim. korkudan dolayı yaktığım sigara yatağıma düştü. hafif bir yanık izi bırakmıştı. hatta bir delik. titremeye devam ediyordum. hayattaki son anlarımı tek başıma pislik içindeki bir odada kimsenin haberinin olmadığı bir durumda geçiriyor ve bundan mutluluk duyuyordum. hayatım boyunca her daim yalnız kaldım. kimsenin beni tam anladığına inanmadım. her daim insanlara mutlu gözükmeye çalıştığım anlar tek tek aklıma geliyordu. ölmenin doğru karar olduğunu fark etmem uzun sürmemişti. yaşamanın gereksizliğini fark etmiştim. ben 7-10 milyar insan olduğunu iddia eden varlıklardan biri idim. benim yaşamam ne birine bir şey kayardı ne de bana bir şey katardı. bildiğim tek şey bensiz de bu evren devam edecekti. ben olsam ne değişecekti. kolumdan akan sıcak kanla birlikte biramdan bir yudum daha aldım. alkolün kanımın akışını hızlandırdığına dair bir şeyler duymuştum. o yüzden kendimi keserken aynı anda alkol almayı severim. severim ama genelde yeterince kesemediğim için pek etkisi var mı bilemiyorum. şu anda kolumdan kanlar akarken bu satırları yazarken bazı faydaları olduğunu fark ettim.her yudum aldığımda çıkan kanın şiddeti artıyor aslında.
bu bir son mektup intihar ediyorum haberi değil. ben hep ölmeyi istemiştim. bu hayatı benimsediğimi hiç düşünmedim. benim yaşamamın gereksiz olduğunu biliyorum. kimsenin beni sevmediğini, kimsenin beni önemsemediğini de biliyorum. herkes kendi kafasında kurduğu dünyayı yaşıyor. ben o kurulan dünyaya girmeye çalıştığım anda kapıda birileri beliriyor ve beni engelliyor. her insana göre kendi kafasındaki dünya kusursuzdur. onların düşündüğü şeyler doğrudur. aksini kanıtlasan bile o öyle düşünüyor ise doğru. sorgulamayın bizler sabit fikirli yaratıklar olduk her daim. bilmiyorum ne diye yazıyorum bunları ama içimden bu cümleleri kurmak geldi. kurmaya da devem edeceğim.
şu anda yanımda simsiyah bir silület var. kendisi benim kolumdan akan her kana saldırıyor. büyül bir iştah ile akan kanımı yalıyor. herhalde bu silület benim son nefesimi verip solucanlara yem olacağım ana kadar bekleyip kanımı emecek. korkmuyorum çünkü o bana zarar vermiyor bende ona zarar vermiyorum. ölümün pençesinde iken hissettiğim anlamsız duyguları son bir kez yazıya dökmek çok iyi geldi.
yarın öbür gün benim leşim bulunduğunda bu yazının gerçek olup olmadığını ben ölümden dönsem bile fark edemeyeceğim. o yüzden burada bitirelim. gölge kardeşim de bir seslendi bana. demek ki kanım bitmiş ölümüm geliyor. iyi geceler boş hayallerin peşinde koşan varlıklar....
Etiketler:
Ağır Ergenlik,
Aşk Acısı,
Ayran Sofrası,
Başarısız Karalamalar
29 Eylül 2018 Cumartesi
İtiraf
o kadar uzun zaman oldu ki yazmayalı ne yazmam gerektiğini nasıl yazmam gerektiğini bilmiyorum artık. içimde biriken acıyı öfkeyi nasıl dökeceğimi, hangi kelimeleri kullanmalıyım ki bu sıkıntılar ortaya çıksın ve ben rahatlayayım bilmiyorum. bildiğim tek şey kendime zarar vermek bile diyebilirim şu anda.
başarısız bir sürü intihar denemem oldu. sürekli kendimi kestim ve kesiyorum. bu beni rahatlıyor çünkü. neden rahatlatıyor bilmiyorum ama kendimi o an için inanılmaz mutlu hissediyorum ve mutlu hissettiğim için kendimi sadece iz kalacak şekilde kesiyorum. asla ölecek kadar derin kesmiyorum. ama neden kesmediğim hakkında bazı sorgulamalar yapıyorum son bir kaç gündür.
ortaya çıkan çok basit gerçekler olduğunu yeni yeni kavrıyorum. bu gerçekler henüz bireysel olarak ölüme hazır olmadığımı gösteriyor. halen yaşamak için gereksiz umut dallarına tutunduğumu o dalların beni düzlüğe çıkartacağına inanıyorum. aslında o dalların bomboş olduğunu biliyorum fakat yine de bir şekilde beynim bunları kabul etmiyor. etsin diye uğraşsam bile bir şekilde red ediliyor ve etmeye devam ediyor.
asla olmayacağını bildiğim hayallerin içinde kaybolarak bu sorunları bir yere kadar görmezden geliyorum. geliyorum geliyorum ve artık her gece bir şekilde karşıma çıkıyor bu sorunlar yeterince alkolü alınca. evet her gün içiyorum. evet ben bir akoliğim. evet ben bir bağımlıyım ne bundan pişman değilim. bunu inkar etmiyorum. ayrıca kendime zarar vermeye de bağımlıyım. beynim gereğinden fazla çalışıyor "elalem ne der ulan ?" diye gereğinden fazla düşünüyorum. kendimi kestiğim günlerde utanarak dışarıya çıkıyorum. sanki beni hiç tanımayan bir insan bunu görüp de beni yargılayacak vay manyağa bak ne yapmış sol kolunun içine diyecek diye düşünmekten kendimi alı koyamıyorum.
aslında ölüm kavramı bana çok hoş geliyor. çünkü şu ana kadar hiç yaşamadığımı düşünüyorum. hiç bir şekilde kendi fikirlerimi ifade edebilecek onları savunacak bir insan olamadım. çok sıkıntılarım olduğunu biliyorum ama bir şekilde yaşamak için çaba gösteriyorum. belki de bu anlamsız ama yine de insanın içinden geliyor hayatta kalma duygusu. ona kulak veriyorsun o sol kolunun içine atmaya çalıştığın en derin kesikti. o kesikte bile bazı dürtüler seni engelliyor daha fazla yapma diye. neden niye yapıyorlar bilmiyorum ama beni bir şekilde engelledi o dürtüler hep. ölmek isteyip ama bunu yapacak kadar götü olmayan bir insan oldum hep. 12-13 yaşından beri intiharın bir çözüm olduğuna inanıp asla bu çözüme ulaşamayan biriyim. bildiğim tek şey bu dünyada yaşamak beni çok üzüyor çok yoruyor. keşke yarın doktora gitsem de bana 3 ay ömrün kaldı dese. o son üç ayı istediğim şekilde yaşamak. geleceği düşünmemek her şeyi arkamda bırakmayı o kadar çok istiyorum.
o gelecek kaygısını arkamda bıraktığım anda ne bir daha kolumu kesip ölmeye çalışırım ne de alkolik olurum. benim en büyük sorunum hayatımın geldiği noktada kimseden gram destek alamayacağımı bilmek. yaşadığım ülkenin bana verdiği acıları sindirecek kadar olgun olmamak ve asla hayatı sevmemek. hayatın sevilecek yanlarının çok az olduğunu düşünüyorum. insanların sadece kendilerine odaklı sürdürdükleri bu yaşamı bir yere kadar kabul edebiliyorum. bu kabul edebildiğin nokta ise artık geçti gitti. bildiğim tek şey var ki bu hayatta kalmak istemiyorum daha fazla. belki bu gece belki daha sonra ama bu verdiğim karar için bir şeyler yapmayı planlıyorum. kendimi kesmeyi düşünmüyorum son verme olarak. çünkü onu yapınca acı duyuyorum. o yüzden belki de bir gece saat 00.00 civarı kendimi küçücük 1+0 evimdeki doğalgaz borusundan asıp hayatıma son veririm. ama ne zaman olacağını bende karar vermedim. bunu iyice düşünüp uygulamam lazım ki kimse böyle bir şeyi yaptığımdan şüphe etmesin.
cesedimin bulunması için yüksek ihtimal kokması gerekecek. çünkü dediğim gibi kimsem yok ve kimsem olmadığı için beni arayacak insanda yok. şimdi götümden sıkarak cesedim yaklaşık 1 hafta sonra çürük kokusu yaydığını söyler isem ona uygun davranırım. 1 hafta sonra yükselen çürük kokusu ile eve birileri gelir. kapıyı açamadıkları için içlerinden gelirse belki kapıyı koç başı ile gırıp benim doğalgaz borusundan sallanan cesedime çarparlar. ceset demek de saçma geliyor bana. benim leşim daha iyi gibi. hayatım her zaman leşti. ceset olmayı hak etmiyorum bence. leş daha uygun bana. leş güzel bir kelime aslında. benim için çok uygun. hayatı boyunca asla bir şeyi başaramayacak iki eli ile bir siki doğrultma becerisine sahip olmayan benim ölümü daha iyi ne tanımlar ki "leş" dışında.
ama dediğim gibi şu anlık hazır değilim ölümün kollarına kendimi bırakmaya. şu anda sadece softcore kendi kollarına dikine hafif kesikler atan biriyim. ölünce olacakları merak etmenin yanında bir şeylerin olmadığını düşüncesinin ağır bastığı, tanrı veya allah denilen olgunun sadece bir kaç şizofrenden ibaret olduğunu görmekten koran bir insanım. hayatım boyunca kimsenin beni düzgünce dinlemediği be anlamayacağı bir insan olarak veda edeceğim zamanı gelince.
bu zamanın ne zaman olduğunu ben de bilmiyorum. bildiğim tek şey ise bazılarının ölümünün erken olacağını fark ettiğidir. bende fark ettim ve buna uygun yaşayacağım.
bu satırların aşırı anlamsız olmuş olabileceğini de biliyorum çünkü yeterince içtim yine. içince ben kötü kötü olurum. içinde aslında bakıldığında benlik ortaya çıkar. içmeyince kaçtığım sorunlar alkol ile gün yüzüne çıkar. o yüzden dediğim gibi bomboş bir şeyler de yazmış olabilirim. çok umurumda değil açıkçası. 4 sene kadar sonra ilk defa uzun soluklu aklıma geleni kağıda döktüğüm bir an yaşandı. bunu da her yerde paylaşacağım. çünkü neden olmasın dimi yani yazdım sonuçta. yazmak beni hep mutlu edip rahatlatırdı. umarım bu yazdıklarım da bir katkı sağlar içimde bulunduğum duruma. kendimi az da olsa mutlu eder.
başarısız bir sürü intihar denemem oldu. sürekli kendimi kestim ve kesiyorum. bu beni rahatlıyor çünkü. neden rahatlatıyor bilmiyorum ama kendimi o an için inanılmaz mutlu hissediyorum ve mutlu hissettiğim için kendimi sadece iz kalacak şekilde kesiyorum. asla ölecek kadar derin kesmiyorum. ama neden kesmediğim hakkında bazı sorgulamalar yapıyorum son bir kaç gündür.
ortaya çıkan çok basit gerçekler olduğunu yeni yeni kavrıyorum. bu gerçekler henüz bireysel olarak ölüme hazır olmadığımı gösteriyor. halen yaşamak için gereksiz umut dallarına tutunduğumu o dalların beni düzlüğe çıkartacağına inanıyorum. aslında o dalların bomboş olduğunu biliyorum fakat yine de bir şekilde beynim bunları kabul etmiyor. etsin diye uğraşsam bile bir şekilde red ediliyor ve etmeye devam ediyor.
asla olmayacağını bildiğim hayallerin içinde kaybolarak bu sorunları bir yere kadar görmezden geliyorum. geliyorum geliyorum ve artık her gece bir şekilde karşıma çıkıyor bu sorunlar yeterince alkolü alınca. evet her gün içiyorum. evet ben bir akoliğim. evet ben bir bağımlıyım ne bundan pişman değilim. bunu inkar etmiyorum. ayrıca kendime zarar vermeye de bağımlıyım. beynim gereğinden fazla çalışıyor "elalem ne der ulan ?" diye gereğinden fazla düşünüyorum. kendimi kestiğim günlerde utanarak dışarıya çıkıyorum. sanki beni hiç tanımayan bir insan bunu görüp de beni yargılayacak vay manyağa bak ne yapmış sol kolunun içine diyecek diye düşünmekten kendimi alı koyamıyorum.
aslında ölüm kavramı bana çok hoş geliyor. çünkü şu ana kadar hiç yaşamadığımı düşünüyorum. hiç bir şekilde kendi fikirlerimi ifade edebilecek onları savunacak bir insan olamadım. çok sıkıntılarım olduğunu biliyorum ama bir şekilde yaşamak için çaba gösteriyorum. belki de bu anlamsız ama yine de insanın içinden geliyor hayatta kalma duygusu. ona kulak veriyorsun o sol kolunun içine atmaya çalıştığın en derin kesikti. o kesikte bile bazı dürtüler seni engelliyor daha fazla yapma diye. neden niye yapıyorlar bilmiyorum ama beni bir şekilde engelledi o dürtüler hep. ölmek isteyip ama bunu yapacak kadar götü olmayan bir insan oldum hep. 12-13 yaşından beri intiharın bir çözüm olduğuna inanıp asla bu çözüme ulaşamayan biriyim. bildiğim tek şey bu dünyada yaşamak beni çok üzüyor çok yoruyor. keşke yarın doktora gitsem de bana 3 ay ömrün kaldı dese. o son üç ayı istediğim şekilde yaşamak. geleceği düşünmemek her şeyi arkamda bırakmayı o kadar çok istiyorum.
o gelecek kaygısını arkamda bıraktığım anda ne bir daha kolumu kesip ölmeye çalışırım ne de alkolik olurum. benim en büyük sorunum hayatımın geldiği noktada kimseden gram destek alamayacağımı bilmek. yaşadığım ülkenin bana verdiği acıları sindirecek kadar olgun olmamak ve asla hayatı sevmemek. hayatın sevilecek yanlarının çok az olduğunu düşünüyorum. insanların sadece kendilerine odaklı sürdürdükleri bu yaşamı bir yere kadar kabul edebiliyorum. bu kabul edebildiğin nokta ise artık geçti gitti. bildiğim tek şey var ki bu hayatta kalmak istemiyorum daha fazla. belki bu gece belki daha sonra ama bu verdiğim karar için bir şeyler yapmayı planlıyorum. kendimi kesmeyi düşünmüyorum son verme olarak. çünkü onu yapınca acı duyuyorum. o yüzden belki de bir gece saat 00.00 civarı kendimi küçücük 1+0 evimdeki doğalgaz borusundan asıp hayatıma son veririm. ama ne zaman olacağını bende karar vermedim. bunu iyice düşünüp uygulamam lazım ki kimse böyle bir şeyi yaptığımdan şüphe etmesin.
cesedimin bulunması için yüksek ihtimal kokması gerekecek. çünkü dediğim gibi kimsem yok ve kimsem olmadığı için beni arayacak insanda yok. şimdi götümden sıkarak cesedim yaklaşık 1 hafta sonra çürük kokusu yaydığını söyler isem ona uygun davranırım. 1 hafta sonra yükselen çürük kokusu ile eve birileri gelir. kapıyı açamadıkları için içlerinden gelirse belki kapıyı koç başı ile gırıp benim doğalgaz borusundan sallanan cesedime çarparlar. ceset demek de saçma geliyor bana. benim leşim daha iyi gibi. hayatım her zaman leşti. ceset olmayı hak etmiyorum bence. leş daha uygun bana. leş güzel bir kelime aslında. benim için çok uygun. hayatı boyunca asla bir şeyi başaramayacak iki eli ile bir siki doğrultma becerisine sahip olmayan benim ölümü daha iyi ne tanımlar ki "leş" dışında.
ama dediğim gibi şu anlık hazır değilim ölümün kollarına kendimi bırakmaya. şu anda sadece softcore kendi kollarına dikine hafif kesikler atan biriyim. ölünce olacakları merak etmenin yanında bir şeylerin olmadığını düşüncesinin ağır bastığı, tanrı veya allah denilen olgunun sadece bir kaç şizofrenden ibaret olduğunu görmekten koran bir insanım. hayatım boyunca kimsenin beni düzgünce dinlemediği be anlamayacağı bir insan olarak veda edeceğim zamanı gelince.
bu zamanın ne zaman olduğunu ben de bilmiyorum. bildiğim tek şey ise bazılarının ölümünün erken olacağını fark ettiğidir. bende fark ettim ve buna uygun yaşayacağım.
bu satırların aşırı anlamsız olmuş olabileceğini de biliyorum çünkü yeterince içtim yine. içince ben kötü kötü olurum. içinde aslında bakıldığında benlik ortaya çıkar. içmeyince kaçtığım sorunlar alkol ile gün yüzüne çıkar. o yüzden dediğim gibi bomboş bir şeyler de yazmış olabilirim. çok umurumda değil açıkçası. 4 sene kadar sonra ilk defa uzun soluklu aklıma geleni kağıda döktüğüm bir an yaşandı. bunu da her yerde paylaşacağım. çünkü neden olmasın dimi yani yazdım sonuçta. yazmak beni hep mutlu edip rahatlatırdı. umarım bu yazdıklarım da bir katkı sağlar içimde bulunduğum duruma. kendimi az da olsa mutlu eder.
Etiketler:
Ağır Ergenlik,
Aşk Acısı,
Ayran Sofrası,
Başarısız Karalamalar
10 Ağustos 2017 Perşembe
anlamsızlıklar
anlamıyorum. boş bomboş geliyor her şey. tutunacak bir dalımın olmadığı şu dünyayı anlamıyorum. insanlar neden gerçekte bu kadar mutsuz iken neden kendilerini mulu olduklarına inandırdığını anlamıyorum.
herksin kocaman bir tiyatro sahnesinde en mutlu benim, en çok ben seviliyorum, bakın ne kadar eğleniyorum bakın ne kadar çok arkadaşım var şekilde rol yapmasını da anlamıyorum. neden insanların olduğu kişi değil de bambaşka biri olma çabası içine girdiğini anlamıyorum.
içinde bulunduğunuz hayatı olduğu gibi kabul etmeyip imkanlarını yapabileceklerini kabul etmeyip kendi sınırlarını aşan insanları da anlamıyorum. aldığı 3 kuruş maaşı sorgusuz sualsiz 72 ay taksit ile ayfon 7 plus plusa yatırmasını veya cebinde ekmek alacak parası yok iken dışarıya çıkıp kendini sosyal medyada sergilemesini anlamıyorum. ay sonunu getiremeyen borç batağı içinde yüzerken halen kredi çekip altına son model araba almaya çalışmasını , cebinde olmayan ve asla olmayacak parayı harcamasını da anlamıyorum.
bunları neden önemsiyorum onu da anlamıyorum. bana ne ki milletin doğacak çocuklarının geleceğini yok etmesinden. bana ne ki insanların kendi hayatlarını kendinden daha zengin insanlara ipotek ettirmesinden. bana ne kendilerini olmadıkları bir kişi gibi göstermeye çalışmalarından. bana ne ya.
ama bilemiyorum. içimden bir şey dürtüyor. bu hayat değil. en azından onların hayat dediği şey benim hayatım değil. benim hayatım daha sıradan. daha saf ve açık. benim içine girdiğim rollerim yok. benim son model arabam veya en son çıkan telefonum veya bilmem kaç taksit ile aldığım pahalı lüks marka kıyafetlerim de yok. tabi ki ülkemizin muhteşem ekonomisi sağolsun 2-3 sene giyilecek bir pantolon bile olmuş 100 lira. ama şu bahsettiğim gibi bir durum değil ne yazık ki. benim gelecek kaygım var. benim okuduğum okulu bitirip eğer ki ülke kalırsa ne halt yiyeceğim derdim var. ülke kalırsa nasıl bir hayat süreceğim. ülke kalırsa ne kadar kalacak. şeriat adı verilen güzide bir islam devleti mi olacağız yoksa paramparça olup gidecek miyiz. bilemiyorum ve bilemediğim için kendime çok yükleniyorum. geceleri gözüme uyku girmiyor. kafamdan intihar düşüncesi eksik olmuyor.
kafamı her sola çevirdiğim de gözüm sağlam olduğunu düşündüğüm beni taşıyacağına inandığım doğalgaz borusuna gidiyor önce. ardından kemerim gözüme çarpıyor. soruyorum kendi kendime acaba ölürken neler hissederiz. acaba ölüm sonrası bir şey var mı. acaba ölüm nedir diye. bunların bilinmezliği beni cezbediyor. ölüm sonrası solucan yemi mi olmak yoksa cehennem diye anlatılan yerin daimi üyesi mi olmak. bu ikilem rezil olan hayatım ile birleşince inanılması güç bir merak oluşturuyor ve beni içine çekiyor. gözlerim sürekli o boruya ve kemerime takılıyor. acaba bunların cevabını alıp bu rezil hayat ve ülkeden sonsuza dek kurtula şansım var mı diye düşünmeden duramıyorum.
kendimi kesmenin yeterince etkili bir çözüm olmadığını anlamam ne yazık ki bir kaç milyon demeyi buldu. ne yazık ki kendime bıçak ile zarar verecek gücü bulmam açıkçası çok zor olacağı için kolumdan akacak kanları izlemenin beni zor durumda bırakacağını ve bundan vazgeçme ihtimalimi kuvvetlendireceğine inandığım için bu yolu artık rafa kaldırmış durumdayım. o yüzden gözüm tekrar kemerime gidiyor. kafamda plan yapmaya başlıyorum. hayatı boyunca bir şeyi başaramamış bu zavallı insan parçası olarak artık en azından kendim için duyduğum merakı gidermek için bir şey yapmam gerekiyor diyorum. düşünüyorum önce borunun altına bir sandalye çekerim. üstüne çıkar boruya kemeri geçerir ve son deliğine kadar sıkarım ve duzeneği hazır hale getirmiş olurum. ardından kafamı kalan boşluktan geçirir ve istediğim sıkılıkta olduğundan emin olup kendimi sandalyeden aşağı bırakırım. nefessiz kalıp yaşayacağım acının verdiği mutluluk ile cevabını aradığım sorulara doğru yola çıkarım. ardından en azından kendim için faydalı bir şey yaptığımın mutluluğu ile...
Etiketler:
Ağır Ergenlik,
Aşk Acısı,
Ayran Sofrası,
Başarısız Karalamalar
24 Mayıs 2017 Çarşamba
ölüm sonrası
adım adım ölmeye başladığım sırada yavaş yavaş bahsedilen huzuru görmeye başlamıştım.
beyaz ışık gözlerimin önünde canlanmış artık huzura kavuştuğumu düşünüyordum. arkamda bıraktığım insanlar bir bir gözümün önüne gelmesine rağmen umursamıyor ve devam etmek istiyordum.
devam etmeye çalıştım ölümü kabul etmek onu benimsemek istedim. hazır olduğumu sanıyordum ölümün bana uygun gördüğü sona. ne tanrının ne de allahın ne de başka bir yaratıcının bana uygun gördüğü son yerine ölümün benim sonuma verdiği karara inanmış ve ona doğru yol almaya başlamıştım. ışıklar içinde hayatının en mutlu anına ulaşacağım o kusursuz cenneti bekliyordum. bildiğim tek şey cennet benim olacaktı. benim yaşadığım hayatımı yaşadığım doğrular bana yolu gösterip beni cennete koyacaktı.
işlerin kafamda her daim kurduğu gibi gitmediğini o an fark etmiştim. benim gördüğüm cenneti belirten ışık yavaş yavaş kaybolmaya başladı. aksine gerçeklik ile bağlanmaya başladım ölmeye hazır olmadığım kafama kazındı o an hazır değil ve istemiyor olduğuma kara kılındı. ışığı kusursuz cenneti hayatımın en güzel anlarını tekrar yaşayacağım o kutsal mekan artık beni kabul etmiyordu. beni istemiyor ve beni oradan uzaklaştırıyordu.
tekrardan o doğalgaz borusunun üstünde gözümü açtım. bağladığım kemer ile birlikte kendimi ölüme yaklaştırmaya çalıştığım ama bunun sonucunu alamadığım duruma gelmiştim.
ölmek istersen bunu başaramamış değildim. buna izin verilmemişti insanların üstünde olan bir güç tarafından. ve buna uymaya karar verdim.
elimden gelen son güç ile - bilmiyorum bunu beni kurtaran ulu varlık mı sağladı- o kemeri taktığım son delikten çıkardım. ve geri yaşama dönmeyi başardım. devirdiğim plastik sandalye aynı duruyor olmasına rağmen ben bir şekilde ölümden kurtulmuştum. cennete kabul edilmeyeceğim için mi yada asıl yaratıcının başka planları olduğu için mi bu karardan vaz geçmiş olduğumu hayatıma devam etmem izin verildiğini bilmiyor idim. bildiğim tek bir şey vardı ki ben yaşıyordum. hayatım boyunca nefret ettiğim dünyanın rezilliğinde kalmam gerekmişti.
belki de bu yaptığım davranış tamamen insana verilen hayatta kalma iç güdüsü yüzünden olmuştu. bilemiyorum. sadece bildiğim tek bir şey vardı. ışığı gördüm ve buna karşı bir cevap olarak hayata kaldım. bunu ben mi istedim bitmemiş işlerim yüzünden mi yoksa yaratıcının isteği mi oldu bilemedim.
bu satırları yazarken halen bilemiyordum. sikik bir şehirde sikik bir şekilde ölüme karşı karşı gelmiştim. bunu ben mi istedim yoksa başkası mı bilemiyordum. düşünmekten alamıyordum kendimi.
beyaz ışık gözlerimin önünde canlanmış artık huzura kavuştuğumu düşünüyordum. arkamda bıraktığım insanlar bir bir gözümün önüne gelmesine rağmen umursamıyor ve devam etmek istiyordum.
devam etmeye çalıştım ölümü kabul etmek onu benimsemek istedim. hazır olduğumu sanıyordum ölümün bana uygun gördüğü sona. ne tanrının ne de allahın ne de başka bir yaratıcının bana uygun gördüğü son yerine ölümün benim sonuma verdiği karara inanmış ve ona doğru yol almaya başlamıştım. ışıklar içinde hayatının en mutlu anına ulaşacağım o kusursuz cenneti bekliyordum. bildiğim tek şey cennet benim olacaktı. benim yaşadığım hayatımı yaşadığım doğrular bana yolu gösterip beni cennete koyacaktı.
işlerin kafamda her daim kurduğu gibi gitmediğini o an fark etmiştim. benim gördüğüm cenneti belirten ışık yavaş yavaş kaybolmaya başladı. aksine gerçeklik ile bağlanmaya başladım ölmeye hazır olmadığım kafama kazındı o an hazır değil ve istemiyor olduğuma kara kılındı. ışığı kusursuz cenneti hayatımın en güzel anlarını tekrar yaşayacağım o kutsal mekan artık beni kabul etmiyordu. beni istemiyor ve beni oradan uzaklaştırıyordu.
tekrardan o doğalgaz borusunun üstünde gözümü açtım. bağladığım kemer ile birlikte kendimi ölüme yaklaştırmaya çalıştığım ama bunun sonucunu alamadığım duruma gelmiştim.
ölmek istersen bunu başaramamış değildim. buna izin verilmemişti insanların üstünde olan bir güç tarafından. ve buna uymaya karar verdim.
elimden gelen son güç ile - bilmiyorum bunu beni kurtaran ulu varlık mı sağladı- o kemeri taktığım son delikten çıkardım. ve geri yaşama dönmeyi başardım. devirdiğim plastik sandalye aynı duruyor olmasına rağmen ben bir şekilde ölümden kurtulmuştum. cennete kabul edilmeyeceğim için mi yada asıl yaratıcının başka planları olduğu için mi bu karardan vaz geçmiş olduğumu hayatıma devam etmem izin verildiğini bilmiyor idim. bildiğim tek bir şey vardı ki ben yaşıyordum. hayatım boyunca nefret ettiğim dünyanın rezilliğinde kalmam gerekmişti.
belki de bu yaptığım davranış tamamen insana verilen hayatta kalma iç güdüsü yüzünden olmuştu. bilemiyorum. sadece bildiğim tek bir şey vardı. ışığı gördüm ve buna karşı bir cevap olarak hayata kaldım. bunu ben mi istedim bitmemiş işlerim yüzünden mi yoksa yaratıcının isteği mi oldu bilemedim.
bu satırları yazarken halen bilemiyordum. sikik bir şehirde sikik bir şekilde ölüme karşı karşı gelmiştim. bunu ben mi istedim yoksa başkası mı bilemiyordum. düşünmekten alamıyordum kendimi.
Etiketler:
Ağır Ergenlik,
Aşk Acısı,
Ayran Sofrası,
Başarısız Karalamalar
23 Mayıs 2017 Salı
ölüm
sıradan bir gündü. çok sıradan. o kadar sıkılmıştım ki hayattan artık noktayı koymak istediğim 1460 günden bir tanesi gibi başlamıştı. herhangi özel bir şey yoktu bu günde. yine sikik sokuk 1+0 evimde uyanmış yine aynı kahvaltımı etmiştim.
bir kaba nesquik koymuş ve üstüne süt ekleyerek telefonumdan bir kaç video izliyordum. o an dünya umurunda değildi o an ben daha yeni doğmuş gibiydim. o an daha bir şeyleri düşünmüyor ve geleceğimden endişe etmiyordum.
o an ben henüz hayatın ve ülkenin gerçekleri ile yüzleşmemiştim. ayıktım. içmemiş ve akşamdan kalma değildim. gelecekten umutlu güzel şeyler olacağına inanan bir çocuktum. çünkü henüz uyku sersemliğini üstümden atmamıştım.
yavaş yavaş ama çok yavaş olarak uyku sersemliğim üstümden gittikçe anlamaya başlamıştım bugün benim başarıya ulaşacağım ebedi acıya ulaşacağım gün olacaktı. biliyordum neden biliyorum diyemem. bildiğim tek şey bunun o gün olduğu idi.
hayatın bana verdiği her ağırlığın sona erdiği sonumun geldiği gün olduğuna inanıyordum. saatlerim durmuştu. pilleri bitmiş olsa gerek. veya sonunda yüce yaratıcım bana vaktimin sonun geldiğini haber ediyordu. umarım ikinci seçenekti. umarım artık yukarıda olan zar zor inandığım ama bir yanımın red edemediği yaratıcının senin vaktin doldu artım cennet senin dediğini duymak istiyordum.
onun verdiği sonsuz huzara kavuşup arkamda bıraktığım bir hiç şeyi önemsemediğim bir dünyaya adım atmak istiyordum.
intihar etmek istiyordum ölmek istiyordum. bunun için her türlü şartın olduğuna inanıyordum ölürsem rahatlamış olacaktım. arkamda bir kimse kalmamış olacaktı. beni özleyecek beni sevecek kimsenin kalmadığına inanıyordum. buna annem ve bütün akrabaların da dahildi. sonuçta ben sikik sokuk bir okulu bitirmeye çalışan başarısız bir gençtim. nasılsa onlara söylediğim yalanlara hepsi inanmış beni çok başarılı biri sanıyorlardı. onların benim ölümümden çok aslında düşündükleri başarı bekledikleri kişi olmadığımı duyunca üzüleceklerini biliyordum.
ama yapmam lazım bütün her şey bunu yapmam gerektiğini gösteriyor. saatler durmuş. sütüm bitmiş nesqukim de bitmiş.
ölmek istemedim hemen. son kez ülkemin gündemine bakmak istedim. bakmak istedim bazı şeyler bana umut olsun diye. inandım bazı şeyler bana yaşama sevinci verebilir beni tekrar tanrının yada allahın yada yaratıcının seçimine karşı gelmeyi seçtirecek diye.
ama ne yazık ki olamadı. hayatını başımızda ben diktatör değilim diyen bir varlığın pençesinde yok etmiş insanların acılarını okudum. kendi cahil dünyasında bu doğru dediği bir dünyayı yaşamaya zorladığını tekrar fark ettim. bu dünyadan tek kaçışımın ölüm olduğunu hayatımı tanrının allahın yada siz ne derseniz onun sunduğu cennetin içinde olduğunu fark etmemi sağladı.
sanırım benim ölmemi istiyor yukarıda ışık. sanırım benim artık bu dünyaya fazla olduğumu anladı. sanırım artık benim üzülmemi istemiyor. sanırım bir insan olarak ben bunu düşünüyorum.
nesquik dolu kabım bitmiş iken evimde bulunan tek masamdan kalktım. 1 olan odamdan çıkıp dış kapıya doğru yöneldim. dış kapının önündeki doğalgaz borusuna evimde bulunan tek kemerimi son aşamasına kadar bağladım 0 kısımında bulunan kullanmadığım bir plastik sandalyeyi aldım. onun üstüne çıktım. boynumu kemere geçerdim ve sandalyeyi yıktım. adım adım ölmeye başladım.
bu adımlarda bir yanım dur diyordu ama bu yanım o kadar güçsüz idi ona uyamıyordum. bildiğim tek bir şey vardı bu hayatım bu ülkede yaşamak için çok değerli idi. bu hayatımı yaşayacağım başka ülke bulmam ise bizi zorladıkları şartlar içim imkansız sayılırdı. bu yüzden en güzel yöntem ölüm ile tanışmaktı. ona güveniyordum. onun bizim için planı olduğunu düşünüyor ve güveniyordum...
bir kaba nesquik koymuş ve üstüne süt ekleyerek telefonumdan bir kaç video izliyordum. o an dünya umurunda değildi o an ben daha yeni doğmuş gibiydim. o an daha bir şeyleri düşünmüyor ve geleceğimden endişe etmiyordum.
o an ben henüz hayatın ve ülkenin gerçekleri ile yüzleşmemiştim. ayıktım. içmemiş ve akşamdan kalma değildim. gelecekten umutlu güzel şeyler olacağına inanan bir çocuktum. çünkü henüz uyku sersemliğini üstümden atmamıştım.
yavaş yavaş ama çok yavaş olarak uyku sersemliğim üstümden gittikçe anlamaya başlamıştım bugün benim başarıya ulaşacağım ebedi acıya ulaşacağım gün olacaktı. biliyordum neden biliyorum diyemem. bildiğim tek şey bunun o gün olduğu idi.
hayatın bana verdiği her ağırlığın sona erdiği sonumun geldiği gün olduğuna inanıyordum. saatlerim durmuştu. pilleri bitmiş olsa gerek. veya sonunda yüce yaratıcım bana vaktimin sonun geldiğini haber ediyordu. umarım ikinci seçenekti. umarım artık yukarıda olan zar zor inandığım ama bir yanımın red edemediği yaratıcının senin vaktin doldu artım cennet senin dediğini duymak istiyordum.
onun verdiği sonsuz huzara kavuşup arkamda bıraktığım bir hiç şeyi önemsemediğim bir dünyaya adım atmak istiyordum.
intihar etmek istiyordum ölmek istiyordum. bunun için her türlü şartın olduğuna inanıyordum ölürsem rahatlamış olacaktım. arkamda bir kimse kalmamış olacaktı. beni özleyecek beni sevecek kimsenin kalmadığına inanıyordum. buna annem ve bütün akrabaların da dahildi. sonuçta ben sikik sokuk bir okulu bitirmeye çalışan başarısız bir gençtim. nasılsa onlara söylediğim yalanlara hepsi inanmış beni çok başarılı biri sanıyorlardı. onların benim ölümümden çok aslında düşündükleri başarı bekledikleri kişi olmadığımı duyunca üzüleceklerini biliyordum.
ama yapmam lazım bütün her şey bunu yapmam gerektiğini gösteriyor. saatler durmuş. sütüm bitmiş nesqukim de bitmiş.
ölmek istemedim hemen. son kez ülkemin gündemine bakmak istedim. bakmak istedim bazı şeyler bana umut olsun diye. inandım bazı şeyler bana yaşama sevinci verebilir beni tekrar tanrının yada allahın yada yaratıcının seçimine karşı gelmeyi seçtirecek diye.
ama ne yazık ki olamadı. hayatını başımızda ben diktatör değilim diyen bir varlığın pençesinde yok etmiş insanların acılarını okudum. kendi cahil dünyasında bu doğru dediği bir dünyayı yaşamaya zorladığını tekrar fark ettim. bu dünyadan tek kaçışımın ölüm olduğunu hayatımı tanrının allahın yada siz ne derseniz onun sunduğu cennetin içinde olduğunu fark etmemi sağladı.
sanırım benim ölmemi istiyor yukarıda ışık. sanırım benim artık bu dünyaya fazla olduğumu anladı. sanırım artık benim üzülmemi istemiyor. sanırım bir insan olarak ben bunu düşünüyorum.
nesquik dolu kabım bitmiş iken evimde bulunan tek masamdan kalktım. 1 olan odamdan çıkıp dış kapıya doğru yöneldim. dış kapının önündeki doğalgaz borusuna evimde bulunan tek kemerimi son aşamasına kadar bağladım 0 kısımında bulunan kullanmadığım bir plastik sandalyeyi aldım. onun üstüne çıktım. boynumu kemere geçerdim ve sandalyeyi yıktım. adım adım ölmeye başladım.
bu adımlarda bir yanım dur diyordu ama bu yanım o kadar güçsüz idi ona uyamıyordum. bildiğim tek bir şey vardı bu hayatım bu ülkede yaşamak için çok değerli idi. bu hayatımı yaşayacağım başka ülke bulmam ise bizi zorladıkları şartlar içim imkansız sayılırdı. bu yüzden en güzel yöntem ölüm ile tanışmaktı. ona güveniyordum. onun bizim için planı olduğunu düşünüyor ve güveniyordum...
Etiketler:
Ağır Ergenlik,
Aşk Acısı,
Ayran Sofrası,
Başarısız Karalamalar
Kaydol:
Yorumlar (Atom)