sıradan bir gündü. çok sıradan. o kadar sıkılmıştım ki hayattan artık noktayı koymak istediğim 1460 günden bir tanesi gibi başlamıştı. herhangi özel bir şey yoktu bu günde. yine sikik sokuk 1+0 evimde uyanmış yine aynı kahvaltımı etmiştim.
bir kaba nesquik koymuş ve üstüne süt ekleyerek telefonumdan bir kaç video izliyordum. o an dünya umurunda değildi o an ben daha yeni doğmuş gibiydim. o an daha bir şeyleri düşünmüyor ve geleceğimden endişe etmiyordum.
o an ben henüz hayatın ve ülkenin gerçekleri ile yüzleşmemiştim. ayıktım. içmemiş ve akşamdan kalma değildim. gelecekten umutlu güzel şeyler olacağına inanan bir çocuktum. çünkü henüz uyku sersemliğini üstümden atmamıştım.
yavaş yavaş ama çok yavaş olarak uyku sersemliğim üstümden gittikçe anlamaya başlamıştım bugün benim başarıya ulaşacağım ebedi acıya ulaşacağım gün olacaktı. biliyordum neden biliyorum diyemem. bildiğim tek şey bunun o gün olduğu idi.
hayatın bana verdiği her ağırlığın sona erdiği sonumun geldiği gün olduğuna inanıyordum. saatlerim durmuştu. pilleri bitmiş olsa gerek. veya sonunda yüce yaratıcım bana vaktimin sonun geldiğini haber ediyordu. umarım ikinci seçenekti. umarım artık yukarıda olan zar zor inandığım ama bir yanımın red edemediği yaratıcının senin vaktin doldu artım cennet senin dediğini duymak istiyordum.
onun verdiği sonsuz huzara kavuşup arkamda bıraktığım bir hiç şeyi önemsemediğim bir dünyaya adım atmak istiyordum.
intihar etmek istiyordum ölmek istiyordum. bunun için her türlü şartın olduğuna inanıyordum ölürsem rahatlamış olacaktım. arkamda bir kimse kalmamış olacaktı. beni özleyecek beni sevecek kimsenin kalmadığına inanıyordum. buna annem ve bütün akrabaların da dahildi. sonuçta ben sikik sokuk bir okulu bitirmeye çalışan başarısız bir gençtim. nasılsa onlara söylediğim yalanlara hepsi inanmış beni çok başarılı biri sanıyorlardı. onların benim ölümümden çok aslında düşündükleri başarı bekledikleri kişi olmadığımı duyunca üzüleceklerini biliyordum.
ama yapmam lazım bütün her şey bunu yapmam gerektiğini gösteriyor. saatler durmuş. sütüm bitmiş nesqukim de bitmiş.
ölmek istemedim hemen. son kez ülkemin gündemine bakmak istedim. bakmak istedim bazı şeyler bana umut olsun diye. inandım bazı şeyler bana yaşama sevinci verebilir beni tekrar tanrının yada allahın yada yaratıcının seçimine karşı gelmeyi seçtirecek diye.
ama ne yazık ki olamadı. hayatını başımızda ben diktatör değilim diyen bir varlığın pençesinde yok etmiş insanların acılarını okudum. kendi cahil dünyasında bu doğru dediği bir dünyayı yaşamaya zorladığını tekrar fark ettim. bu dünyadan tek kaçışımın ölüm olduğunu hayatımı tanrının allahın yada siz ne derseniz onun sunduğu cennetin içinde olduğunu fark etmemi sağladı.
sanırım benim ölmemi istiyor yukarıda ışık. sanırım benim artık bu dünyaya fazla olduğumu anladı. sanırım artık benim üzülmemi istemiyor. sanırım bir insan olarak ben bunu düşünüyorum.
nesquik dolu kabım bitmiş iken evimde bulunan tek masamdan kalktım. 1 olan odamdan çıkıp dış kapıya doğru yöneldim. dış kapının önündeki doğalgaz borusuna evimde bulunan tek kemerimi son aşamasına kadar bağladım 0 kısımında bulunan kullanmadığım bir plastik sandalyeyi aldım. onun üstüne çıktım. boynumu kemere geçerdim ve sandalyeyi yıktım. adım adım ölmeye başladım.
bu adımlarda bir yanım dur diyordu ama bu yanım o kadar güçsüz idi ona uyamıyordum. bildiğim tek bir şey vardı bu hayatım bu ülkede yaşamak için çok değerli idi. bu hayatımı yaşayacağım başka ülke bulmam ise bizi zorladıkları şartlar içim imkansız sayılırdı. bu yüzden en güzel yöntem ölüm ile tanışmaktı. ona güveniyordum. onun bizim için planı olduğunu düşünüyor ve güveniyordum...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder