herksin kocaman bir tiyatro sahnesinde en mutlu benim, en çok ben seviliyorum, bakın ne kadar eğleniyorum bakın ne kadar çok arkadaşım var şekilde rol yapmasını da anlamıyorum. neden insanların olduğu kişi değil de bambaşka biri olma çabası içine girdiğini anlamıyorum.
içinde bulunduğunuz hayatı olduğu gibi kabul etmeyip imkanlarını yapabileceklerini kabul etmeyip kendi sınırlarını aşan insanları da anlamıyorum. aldığı 3 kuruş maaşı sorgusuz sualsiz 72 ay taksit ile ayfon 7 plus plusa yatırmasını veya cebinde ekmek alacak parası yok iken dışarıya çıkıp kendini sosyal medyada sergilemesini anlamıyorum. ay sonunu getiremeyen borç batağı içinde yüzerken halen kredi çekip altına son model araba almaya çalışmasını , cebinde olmayan ve asla olmayacak parayı harcamasını da anlamıyorum.
bunları neden önemsiyorum onu da anlamıyorum. bana ne ki milletin doğacak çocuklarının geleceğini yok etmesinden. bana ne ki insanların kendi hayatlarını kendinden daha zengin insanlara ipotek ettirmesinden. bana ne kendilerini olmadıkları bir kişi gibi göstermeye çalışmalarından. bana ne ya.
ama bilemiyorum. içimden bir şey dürtüyor. bu hayat değil. en azından onların hayat dediği şey benim hayatım değil. benim hayatım daha sıradan. daha saf ve açık. benim içine girdiğim rollerim yok. benim son model arabam veya en son çıkan telefonum veya bilmem kaç taksit ile aldığım pahalı lüks marka kıyafetlerim de yok. tabi ki ülkemizin muhteşem ekonomisi sağolsun 2-3 sene giyilecek bir pantolon bile olmuş 100 lira. ama şu bahsettiğim gibi bir durum değil ne yazık ki. benim gelecek kaygım var. benim okuduğum okulu bitirip eğer ki ülke kalırsa ne halt yiyeceğim derdim var. ülke kalırsa nasıl bir hayat süreceğim. ülke kalırsa ne kadar kalacak. şeriat adı verilen güzide bir islam devleti mi olacağız yoksa paramparça olup gidecek miyiz. bilemiyorum ve bilemediğim için kendime çok yükleniyorum. geceleri gözüme uyku girmiyor. kafamdan intihar düşüncesi eksik olmuyor.
kafamı her sola çevirdiğim de gözüm sağlam olduğunu düşündüğüm beni taşıyacağına inandığım doğalgaz borusuna gidiyor önce. ardından kemerim gözüme çarpıyor. soruyorum kendi kendime acaba ölürken neler hissederiz. acaba ölüm sonrası bir şey var mı. acaba ölüm nedir diye. bunların bilinmezliği beni cezbediyor. ölüm sonrası solucan yemi mi olmak yoksa cehennem diye anlatılan yerin daimi üyesi mi olmak. bu ikilem rezil olan hayatım ile birleşince inanılması güç bir merak oluşturuyor ve beni içine çekiyor. gözlerim sürekli o boruya ve kemerime takılıyor. acaba bunların cevabını alıp bu rezil hayat ve ülkeden sonsuza dek kurtula şansım var mı diye düşünmeden duramıyorum.
kendimi kesmenin yeterince etkili bir çözüm olmadığını anlamam ne yazık ki bir kaç milyon demeyi buldu. ne yazık ki kendime bıçak ile zarar verecek gücü bulmam açıkçası çok zor olacağı için kolumdan akacak kanları izlemenin beni zor durumda bırakacağını ve bundan vazgeçme ihtimalimi kuvvetlendireceğine inandığım için bu yolu artık rafa kaldırmış durumdayım. o yüzden gözüm tekrar kemerime gidiyor. kafamda plan yapmaya başlıyorum. hayatı boyunca bir şeyi başaramamış bu zavallı insan parçası olarak artık en azından kendim için duyduğum merakı gidermek için bir şey yapmam gerekiyor diyorum. düşünüyorum önce borunun altına bir sandalye çekerim. üstüne çıkar boruya kemeri geçerir ve son deliğine kadar sıkarım ve duzeneği hazır hale getirmiş olurum. ardından kafamı kalan boşluktan geçirir ve istediğim sıkılıkta olduğundan emin olup kendimi sandalyeden aşağı bırakırım. nefessiz kalıp yaşayacağım acının verdiği mutluluk ile cevabını aradığım sorulara doğru yola çıkarım. ardından en azından kendim için faydalı bir şey yaptığımın mutluluğu ile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder